uygur devleti etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
uygur devleti etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
13 Nisan 2013 Cumartesi
Uygurların Kısa Tarihi
744 yılında Moğolistan’daki II. Köktürk Devleti, Uygurlar başta olmak üzere Karluk ve Basmılların ittifakıyla yıkılır. Yıkılan devletin yerine Uygur Kağanlığı (Ötüken Uygur Kağanlığı- 744-840) adlı başka bir Türk devleti kurulur. Bu Kağanlığın merkezi Orhun nehri üzerinde yer alan Karabalgasun’dur.
Uygurlar'da Edebiyat
Budist Uygur yazılı belgelerinin büyük bölümü Çinçe, Tibetçe, Toharca, Soğdça ve Sanskritçeden yapılmış çevirilerdir. Bu nedenle bugün Türkologlar arasında, Uygur yazılı ürünlerinin özgün nitelikli olmadığını düşünenler de vardır. Ancak çeviri olan bu eserlerde çoğu kez genişletme ve eklemelere gidilmiş, böylelikle metnin daha iyi anlaşılır duruma getirilmesine çalışılmıştır. Çeviri eserlerin yanında az sayıda özgün (telif) eser de vardır. Eldeki çeviri eserlerin büyük kısmı Çince’den yapılmış olanlardır. Hangi dilden çevrildiği bilinmeyen metinler de vardır.
12 Nisan 2013 Cuma
Uygur ve Orhun Türkçeleri Arasında Bulunan Farklar
Orhun ve Uygur Türkçesi, Karahanlı Türkçesi ile birlikte Eski Türkçe dönemi içinde değerlendirilir. Başka bir deyişle, 13. yy’a kadar Türk dünyasının doğu kolunda iki ayrı bölgede iki ayrı yazı dili oluşmuştur. Bunlardan biri Ötüken’de ve daha sonra Doğu Türkistan’daki Tarım bölgesinde kullanılan Orhun Türkçesi ile Uygurca, diğeri de Kaşgar’da ortaya çıkan Karahanlı Türkçesidir. Uygur Türkçesi, Orhun Türkçesinin devamı niteliğinde olmuştur.
İlk Uygurca Çalışmalar Nelerdir?
Uygurca metinlerin ele alındığı ilk yayın, Uigurica’dır. Bu yayını gerçekleştiren kişi de Müller’dir. 1908’de Müller’in yayına hazırladığı Uigurica I ve 1911’de yayımladığı Uigurica II’de Uygurca metinlerin kenarında Çinceleri de yer almaktadır. Bunlar dil incelemeleri bakımından çok önemli eserlerdir. Bu yayınlar başlangıç döneminin araştırması olduğu için bazı transkripsiyon hataları içerse de, bugüne kadar hiçbir bakımdan önemini kaybetmemiş olan çalışmalardır. Bunların ardından 1919’da Uigurica III’ü de çıkarmış Müller’in ölümünden sonra 1931’de onun bıraktığı materyallerden A. v. Gabain Uigurica IV’ü yayımlamıştır.
Uygur Alfabesini Kim Çözdü?
F. W. K. Müller, kazılarda bulunan metin lerdeki Uygur alfa besini ve diğer alfabeleri çözerek 1898-1914 yılları arası Doğu Türkistan’da yapılan kazılardan elde edilen yazmaların çoğunun Türkçe, yani -o dönemin Türkçesi- Uygur Türkçesi oldu ğunu meydana çıkarır. Müller, Uygur harfli yazmaları Moğol yazısının yardımıy la çözmüştür, çünkü Moğollar, Uygur yazısını tâ Cengiz zamanında benimsemiş bulunuyorlardı.
Uygurca Yazı Sistematiği
Uygurcada Türkçenin 8 ünlüsü, Arap alfabesindeki ünlülerle söyleyecek olursak elif, vav, ye harfleri ile yazılır. Söz başı /a/ ünlüsü elif + elif (çoğunlukla tek elif); /e/ ünlüsü ise tek elif; /o/, /u/ ünlüleri elif + vav; /ö/, /ü/ ünlüleri elif + vav + ye (çoğu zaman elif + vav) ile yazılır. Köktürk alfabesinde kalın ve ince ünlüler yazıdan ayırt edilmezdi, fakat ünlüler konusundaki bu eksiklik, ünsüzler konusunda ince ve kalın ünlülerle ayrı ses işaretleriyle belirtilen ünsüzlerle giderilmişti.
Uygur Yazısının Kullanımı
Uygur alfabesini Türkçenin yazıya geçirilmesi için ilk kullananlar Uygurlar değil, diğer Türk boylarıdır. Uygur alfabesinin Türkler tarafından ne zamandan beri kullanıldığı kesin olarak bilin memektedir. Ancak işlek Soğd el yazısı, 7. yy’da ortaya çıkmıştır. Bu nedenle, bu alfabenin 8. yy’da Doğu Türkistan’da yaşayan diğer Türklerce kullanılmaya başlandığı, 9. yy ortalarından itibaren Koço Uygur Kağanlığı’nın kurulması ile Uygurlar arasında yaygınlık kazandığı genel görüştür. Köktürk toprakları üzerinde kurulan Ötüken Uygur Kağanlığı zamanında (744-840) Uygurların Köktürk alfabesini kullanarak mezar taşı yazma geleneğini devam ettirdiklerini daha önce belirtmiştik.
Uygurların Kullandığı Alfabeler
Uygurlar zamanında oluşan yeni din çevreleri peşinden yeni alfabeleri de getirmiştir. Türkler, kabul ettikleri yeni dinlerin kutsal metinlerinin yazıldığı alfabeleri alıp dillerinin yazımına uyarlamasını bilmişlerdir.
Koço Uygur Kağanlığı
Kuzeydeki Kırgızlardan gelen bu yıkımdan sonra Uygurlar
Ötüken’i terk ederek daha önce ticaret nedeniyle yabancısı olma dıkları güneye,
Tarım havzasına yerleşmişler ve burada merkezi Koço olan yeni bir devlet
kurmuşlardır. Moğol zamanına kadar süren Koço Uygur Kağanlığı (840-1250) hiçbir
döneminde güçlü bir imparatorluk olamamışsa da tarihte üstlendikleri rol,
kültür alanındaki başarıları olmuştur. Onun içindir ki Uygur kültürü Cengiz’den
sonra da epeyce bir zaman devam edebilmiştir. Bu nun da temelleri gayet tabiî
ki 744-840 arasında atılmıştır.
Uygurlar'ın Mani Dinini Kabul Etmesi
Çin sarayında 755-763 sıralarında büyük karışıklıklar olmuştur. Saraydan kovulmuş olan Çin hükümdarı, kendi memleketinin güneybatıdaki komşusu olan ve eskiden barbar saydığı Uygurlar dan yardım istemek mecburiyetinde kalmıştı. Bu fırsatı değer lendiren Uygur kağanı Bögü (Moğ-yü), 762’de Çin’in başkenti Ch’ang-an’ı fethederek Çin hükümdarına iade etmiştir. Bögü Kağan şehri kuşatması sırasında birkaç Manici Soğdu ziyaret etmiştir. Bu Soğdlar Uygur kağanı üzerinde büyük etki bırakmış olacak ki Bögü Kağan Karabalgasun’a geri dönerken bunlardan dördünü yanına alır. Bunlar arasında en önemlisi Ruiy-şi adında bir rahiptir. Karabalgasun kitabesinin Çince yüzü bu rahibi konu edinir.
Bu rahipler 762 yılında Karabalgasun’a gelirler ve Bögü Kağan’ı Mani dinini kabul etmeye davet ederler. O zamana kadar Uygurlar, Budizm, Nesturi-Hıristiyanlığı ve Zerdüştlük gibi dinler hakkında bilgi sahibi olmuşlar ve bunlara eğilim de göster mişler di. Onun için de Mani dininin resmen kabul edilmesi, bazı karşı koymalarla karşılaşmıştır. Bögü Kağan’ın yapmış olduğu Çin seferinin kağan ve onun halkı için en önemli sonucu, kağanın Mani dinini resmen kabul etmesidir. Bu olay Türk kültür tarihinde de yerini almış, tarihte Bögü Kağan’ın adı Mani dinini resmî din olarak kabul ettiren hükümdar olarak kalmıştır. Mani dinine çok heyecanla sarılmış olan Bögü Kağan yerleşik hayat tarzı olan dış memleketlerde bu dinin koruyucusu olmuştur.
Maveraünnehir’e varıncaya kadar her tarafta Mani dinine inananlar Bögü Kağan’a sığınıyorlardı. Bu sayede Uygurlar yavaş yavaş Turfan, Koço gibi vaha şehirleri üzerindeki güçlerini arttırıyorlardı.
Kağanın Mani dinini kabul edişinin türlü sebepleri olsa gerektir. Ancak fikir yürüterek bulunabilecek olası sebepler arasında şunları gösterebiliriz:
Mani dininin bedene ve maddî şeylere nefretle bakması askerî karaktere sahip kağana cazip gelmiş olabilir.
Aynı zamanda bu dinin kabulü ile halkın kültür seviyesi yükselecek ve kağan savaşçı bir halk olan tebaasından beklediği disiplini görmüş olacaktı.
Bögü Kağan’ın Maniheizmi resmî din olarak seçmesinin bir başka nedeni de Çinlilerin bu dinden nefret etmesidir. Öyle ki, Tang hanedanlığı zamanında Çin imparatoru bu dini yasaklamıştı.
Bögü Kağan, Maniheizm gibi bir dini kabul etmekle Çin’i hiç umursamadığını ve kendi devleti üzerinde Çin’in etkisinin olamayacağını göstermeyi amaçlıyordu. Kağan, halkının yerleşik hayatın inceliklerini de öğrenmelerini istiyordu; ancak bunun Çinliler aracılığı ile değil daha batıdaki halklar aracılığı ile gerçekleşeceğine inanıyordu.
Bugün de olduğu gibi bir idarecinin siyasal gücü her zaman için kendi halkının iktisadi üstünlüğüne bağlıdır. Onun için Bögü Kağan’ın dinlerini kabul ederek Soğdlarla ittifak kurması son derece önemlidir, çünkü Köktürkler döneminde olduğu gibi özellikle Batı bölgeleri ticaretinde Soğdlar usta idiler ve Kağan’ın da bu ticarete ihtiyacı vardı.
Bu zamanın Uygurları debdebe ve gösterişi severlerdi. Öyle ki, Bögü Kağan tören esnasında altın taht üzerinde oturmuştur. Uygurlar memleketlerinde edebî kültürle de meşgul olmaya başla mışlar, diğer yerleşik Türklerle rekabete girişmişlerdi.
744’ten önceki Eski Tang Tarihi’nde “sulak ve otlak arazi bulmak için dolaşırlardı... Atçılık ve otçulukta mahir idiler.” denilen Uygurlar arasında Mani dininin etkileri özellikle yerleşik hayata geçme konusunda kısa zamanda kendini göstermeye başlamıştır; çünkü Mani öğretisi hayvancılık ve avcılıkla geçinen halka yağ ve sütü bile yasaklayan şartlar koymuş ve bunun gereği olarak da ziraat gelişmeye başlamıştır. Uygurların tarımla uğraştıkları ve kımızdan başka, darıdan yapılma bir tür içki içtikleri arkeolojik verilerle doğrulanmaktadır.
Bu dönem Uygurlar hakkında en güvenilir bilgi veren kaynak Arap seyyahların tuttukları notlar olmuştur. Abbasîlerin 821’de Uygurların sarayına elçi olarak gönderdiği Temîm ibn Bahr, Uygurları göçebe ve medenî olmak üzere iki kısma ayırmış ve bu hususta gözlemlerini şu şekilde aktarmıştır: “... yirmi gün birbirlerine pek yakın köylerden ve meskûn yerlerden geçtim. Bunların ahalisinin çoğu Mecusî olup ateşe taparlardı. Bir kısım halk ise Mani dininde idiler. Nihayet bundan sonra hükümdarın oturduğu şehre vardım. Burası etrafında köy ve kasabalar bulunan müstahkem bir şehirdi. Şehrin surlarının demirden on iki büyük kapısı vardı. Bundan başka şehirde pek çok çarşı, ticarethane ve kalabalık bir nüfus bulunmakta idi. Halkının çoğu Mani dininde idiler.”
790-795 arasında, Beş-Balık etrafında Karluklarla şiddetli savaşlar yapılmıştır. Aynı zamanda Tibetliler de doğuda Kansu vilâyetinde Çin yolunu kesmekle Uygurların Koço’ya sahip olmalarını kıymetten düşürmek ve onların Çinle olan ticaretlerini kendi ellerine almak istiyorlardı. Bunun için Tibetlilerle kanlı savaşlar yapılmıştır. 800 yılında Uygurlar, Koço, Karaşehir ve Beş-balık olmak üzere başka şehirleri de fethettiler. Uygurlar kendilerini şehir hayatına son derece vermiş olduklarından yerleşme bölgelerini hakkıyla nüfuzları altına almışlar ve yerleştikleri bölgelerin kültüründen yararlanarak gerçek sahibi olmuşlardı.
Kuzeyden Kırgızların baskınlarını önlemek Uygurlar için gün geçtikçe güçleşiyordu. Merkezi emniyet altına alabilmek için Kırgızların dağlık yurduna hücum etmek gerekiyordu, fakat Uygur sarayında şiddetli bir karışıklık hüküm sürmekte idi. Bu karışıklığı kutsal saydıkları Ötüken dağlarının tehdidi bile yatıştıramamıştı. Zaten yabancı bir din (Maniheizm) kabul edildikten sonra, Ötüken’in kutsiyeti de itibarını kaybetmişti. 840 yılında yüz bin kişilik Kırgız atlısı Orda Balık önlerine kadar sokuldu. Uygur hakanı öldü, yerine geçecek halefi ise Kırgızlara ümitsizce karşı koydu. O da savaşta mağlup olarak sığındığı Altaylarda öldü.
Mani dininin getirisi olan kişisel terbiye ve disiplin ile barışçıl faaliyetler Uygurların ve hükümdarlarının mücadele azmini, başka bir deyişle savaş isteklerini azaltmıştır. Bu hususta o döne min Arap tarihçisi El-Cahiz’in : “Türklerden Dokuz Oğuzların (Uygurların) hâli de önce Türklerin kahramanları, hâmîleri iken sonra- bunun gibi oldu. Kendilerinden kat kat fazla oldukları hâlde Karluklara üstün geliyorlardı. Mani dinine girdikten sonraki, Mani dini sulh ve pasiflik konusunda Hıristiyanlıktan daha kötüdür- onlardaki bu cesaret bozuldu, bu kahramanlık esip gitti.”
Sonunda Karabalgasun’un iktidar mücadelesi ve isyanlara maruz kalması ve başta Tibetliler, Kırgızlar ve Çinlilerin dıştan baskıları nedeniyle zayıf düşen Ötüken Uygur Kağanlığı 840’ta Kırgızlar tarafından tarihe gömülmüştür.
Mağlup Uygur halkı muhtelif istikametlere dağıldı. Bu kez onlar bir dağ kalesine değil, şehirlere sığındılar. Bunların bir kısmı Çin’e kadar giderek orada kısa bir süre sonra bağımsızlıklarını, daha sonra da millî varlıklarını kaybettiler. Bazıları batıda Karluklara iltica etti, çoğu Tarım havzasına giderek ayrı bir devlet kurup orada diğer Türk boyları ile birlikte yaşamaya devam etti.
Uygurların Kuruluşu
744 yılında Moğolistan’daki II. Köktürk Devleti, Uygurlar başta olmak üzere Karluk ve Basmılların ittifakıyla yıkılır. Yıkılan devletin yerine Uygur Kağanlığı (Ötüken Uygur Kağanlığı, 744-840) adlı başka bir Türk devleti kurulur. Bu Kağanlığın merkezi Orhun nehri üzerinde yer alan Karabalgasun’dur.
Uygur Alfabesi
Eski Uygur alfabesi
Uygur Türkçesi döneminin yazımı için, 700-800 yıllarında bugünkü Doğu Türkistan (Çin), Moğolistan bölgelerinde Budist, Maniheist metinlerde ve Suriyeli ve Ayasuluklu Hristiyanlığı yaymakla görevli kimseler Uygurlara ve diğer göçebe bozkırlarda yaşayan Oğuz boylarına göre uygunlaştırılmış. Hristiyan dini metinleri yazmak için kullanılmıştır.
Uygur Türkçesi döneminin yazımı için, 700-800 yıllarında bugünkü Doğu Türkistan (Çin), Moğolistan bölgelerinde Budist, Maniheist metinlerde ve Suriyeli ve Ayasuluklu Hristiyanlığı yaymakla görevli kimseler Uygurlara ve diğer göçebe bozkırlarda yaşayan Oğuz boylarına göre uygunlaştırılmış. Hristiyan dini metinleri yazmak için kullanılmıştır.
Uygurlar'da Din ve Sanat
İslamiyet öncesi diye adlandırdığımız devrede, Orta Asya’da beş asırdan fazla hüküm sürmüş bulunan Uygurlar, bu dönemde sergilemiş oldukları sanat etkinlikleri bakımından Türk Sanatında önemli bir yere sahiptirler.
Uygurlar'n Heykel Sanatı Anlayışı
Uygurlar görülmemiş realist ve yeni bir
heykel sanatı meydana getirmişlerdir. Kızıl’da bulunan diz çökmüş
halde, omuzunda yük taşıyan 47 cm boyundaki toprak heykel, VIII-IX.
yüzyıl Uygur heykel sanatı için karakteristiktir. Heykel boyalıdır,
cildi esmer beyaz, saçları siyah, sadece kahverengi bir peştemalla
vücudu çıplak olup realist bir üslûbu vardır. Selçuk’ta bulunmuş olan
bir at başı, 27 cm. boyundadır, VIII-IX. yüzyıllara aittir. Kalıptan
alçıya alınmıştır, kabarmış yeleleri ile garip bir yüz ifadesi vardır.
Kansu Uygur Devleti
Kansu Uygur Devleti, Bir kısım Uygur soydaşı Kansu’da yerleşerek Çin ile ticari etkinliklerde bulunarak dostluk sağladı. Çin yöneticileri ile akrabalık bağı da edinmişlerdir. Ancak T’ang sülalesine karşı ayaklanmaların çoğaldığı 10. yy. başlarında Kan-su Uygurları, bağlı oldukları ve merkezi Tun-Huang olan Çin askerî bölgesi ile ilgilerini kestiler. Burada 905 yılında asi bir general özerk devlet kurdu ve kendini "kral" ilan etti. “Batı Hanları’nın Altın-dağ Krallığı” adını verdiği bu devlete Uygurları bağlamak istemiştir.Kansu Uygurlarından Tegin adlı kumandan ordusuyla Tun-huang’ı kuşatarak,şehir halkını “kral”ı teslim etmeye zorlamıştı (911), bu olay üzerine Uygurların batı kolu da bağımsızlık kazanmıştır.
Bağımsızlığın yitirilmesi
Kansu ve Tun-huang Uygurları, askeri başarı elde edememişlerdir. Bu nedenle haklarında fazla bilgi edinilememiştir. 10. yy. başından itibaren Mançurya ve Kore kabilelerini toplayarak kuzeyde bir baskı ögesi olan ve özellikle Beş Hanedan On Krallık devrinde Çin’in bazı kısımlarını ele geçiren Kitanlar (sonraki Karahitaylar), sonunda bir hanedan (Liao Sülalesi, 907-1211) kurarak Kuzey Çin’de egemen oldukları zaman, Uygur Devleti Kitanların (940'tan sonra) ve 1028'de Tangutların kurdukları Batı Xia Hanedanı'nın egemenliğine girdi. Daha sonra 1226'da da Cengiz'in Moğol İmparatorluğunun egemenliğine girdi.
Kansu Uygurları, daha o zamanlardan beri “Sarı Uygurlar” diye bilinir ve hala Batı Çin'de varlıklarını sürdürmektedirler.
Bu Uygurların torunları, sayıları birkaç bini bulan Sarı Uygurlar veya Yugurlar, eski ana dillerine ve geleneksel dinleri olan lama Budizmine sadık yaşarlar.
Bağımsızlığın yitirilmesi
Kansu ve Tun-huang Uygurları, askeri başarı elde edememişlerdir. Bu nedenle haklarında fazla bilgi edinilememiştir. 10. yy. başından itibaren Mançurya ve Kore kabilelerini toplayarak kuzeyde bir baskı ögesi olan ve özellikle Beş Hanedan On Krallık devrinde Çin’in bazı kısımlarını ele geçiren Kitanlar (sonraki Karahitaylar), sonunda bir hanedan (Liao Sülalesi, 907-1211) kurarak Kuzey Çin’de egemen oldukları zaman, Uygur Devleti Kitanların (940'tan sonra) ve 1028'de Tangutların kurdukları Batı Xia Hanedanı'nın egemenliğine girdi. Daha sonra 1226'da da Cengiz'in Moğol İmparatorluğunun egemenliğine girdi.
Kansu Uygurları, daha o zamanlardan beri “Sarı Uygurlar” diye bilinir ve hala Batı Çin'de varlıklarını sürdürmektedirler.
Bu Uygurların torunları, sayıları birkaç bini bulan Sarı Uygurlar veya Yugurlar, eski ana dillerine ve geleneksel dinleri olan lama Budizmine sadık yaşarlar.
Uygurlara Ait Sanat Bilgileri
Uygurlar’da en çok sevilen din Budizm
idi. Göktürk alfabesi ile Uygurca aynı zamanda Çince ve Soğdca olarak
yazılmış olan 832 tarihli Karabalgasun kitabesinde, imparatorluk
devrinde Uygurların Mani dinine girdiği ve eski dini tasvirleri yaktığı,
762′de Bögü Kağan’ın bunu devlet dini haline getirdiği belirtilir.
840′da Uygurların büyük kısmı Tarım bölgesine geçip Hoço’da yeniden
devlet kurmuşlardır. Burada Uygurlar’ın tekrar Budizm’e döndüğü
anlaşılıyor. Tufan resimlerinde ve sonraki Uygurca yazmalarda pek az
Maniheist metin vardır. Buda dini Uygurlarda edebiyatı da geliştirmiştir.
Karahoca Uygur Devleti
Karahoca (Gaochang) Uygur Krallığı (Çince: 高昌回鶻; Gaochang Huihu), 9.-13. yüzyılda bugünkü Doğu Türkistan'da Uygurlar tarafından kurulan devlet.
840'de Göçebe Uygur Kağanlığı Kırgız baskınından sonra Ngo-nie Tegin'in Altay Dağları'nı aşarak Beşbalık, Turfan yöresine taşıdığı Uygurlar buraya yerleştiler ve Kırgızlar'ın öldürdüğü son kağanlarının yeğeni Mengli'yi 856'da kağan ilan ettiler.
840'de Göçebe Uygur Kağanlığı Kırgız baskınından sonra Ngo-nie Tegin'in Altay Dağları'nı aşarak Beşbalık, Turfan yöresine taşıdığı Uygurlar buraya yerleştiler ve Kırgızlar'ın öldürdüğü son kağanlarının yeğeni Mengli'yi 856'da kağan ilan ettiler.
Uygurlar'ın Mimari Anlayışı
Maniheist mabetler, kubbe ve köşe tromplariyle İran ateşgahları biçiminde yapılıyordu Hoço’da bir saray harabesinde tonozlu ve kubbeli kısımlar görülür Duvarlar, yontulmamış taşlardan harçla örülmüştür Sirkip’de kule biçimde bir yapı nişler içerisinde Buda figürleriyle bir Hint stupasından başka bir şey değildir Buda ve Mani dinleri gibi Hint ve İran mimarî şekilleri de yan yanadır Hoço yakınında bulunan kubbeli yapılar mezar anıtlarıdır Kubbe İran’dan gelmiş olabilir, fakat bu zamanlarda İran’da mezar yapısı yoktur Zerdüşt dininde ölülerin gömülmesi düşünülemeyeceğinden mezar fikri doğmamıştır Uygurlar bu kuleli mezar yapılarıyla ilk türbeleri meydana getirmiş oluyorlar Komul civarında lli-Köl’de, mâbet olması gerekli diğer bir kubbeli yapıda tromp yerine köşeye ilk defa bir üçgen konulmuştur ki, bu İran’da bilinmeyen bir şeydir Halbuki, Türk Üçgenleri sonra Selçuklu ve Osmanlı mimarisinde ehemmiyetli bir rol oynamıştır
Sarı Uygurlar
Yugurlar veya Sarı Uygurlar (Batı Yugurca: Yogïr ya da Sarïg Yogïr, Doğu Yugurca: Yogor ya da Šera Yogor; Sarïg ve Šera = Sarı; Çince: 裕固族; pinyin: yùgù zú) Günümüzde Çin Halk Cumhuriyeti'nin resmî olarak tanınmış 56 etnik grubundan bir Türk-Moğol halkıdır.
Uygurlar'da Sanat Anlayışı
Selenga nehrinin doğu kıyısında Göktürk'lere bağlı olarak yaşıyan Uygurlar 745 de Göktürklerin yerine geçerek, Uygur devletini kurmuşlardır. Kurucusu Alp Kutlug Bilge Kağan, merkezleri ötügen yaylasında Karabalgasun şehridir. Ondan sonra gelen Mayunçur adına bugünkü Moğolistanın kuzeyinde Şine-Usu köyü kıyısında bir kitabe dikilmiş, bu uzun kitabede Uygur devletinin kuruluşu, genişlemesi, kendisi ve babası Kutlug Bilge'nin zaferleri yazılmıştır.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


















